Gerçek olaylar. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçek olaylar. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2024 Salı

Kendini Suriye'ye yakın hissetmek nasıl bir şey?

 Hatay'ın Yayladağı ilçesinin Topraktutan (Beysun) köyü Türkiye'nin en güney ucundadır.

Burada eskiden bir hudut karakolu vardı.
Oraya giden herkes bir deftere ziyaret anısı olarak duygularını yazardı.
1998 yılında bir gün, deftere baktığımda bir yazı dikkatimi çekti.
Ziyeretçi deftere şunları yazmış:
''Kendimi Suriye'ye hiç bu kadar yakın hissetmemiştim.''

5 Ekim 2023 Perşembe

Araç dolandırıcılarına dikkat!

 İnternetteki bir paylaşımdan alınmıştır.

Birisi bir dolandırıcılıkla ilgili insanları uyarmak için bir paylaşım yapmış.

Paylaşımda bir araba resmi ve yanında diz çökmüş vaziyette bir adam var.

Altta ise şunlar yazıyor:

"Antalya'da bir vatandaşın satın almak için anlaştığı 2014 model aracın önü 2013, arkası 2015 model çıktı."

Yani iki farklı arabanın yarısını birleştirip başka bir araba yapmışlar ve orijinal 2014 model araba diye satarak dolandırıcılık yapmışlar.

Bu paylaşımın altına biri yorum yazmış:

"Ortalaması 2014 işte. 

Ne dolandırıcılığı.

Bu millet dürüst esnafa alışık değil."

17 Ağustos 2023 Perşembe

Sizinkilerde klima mı çalışıyor? (Yaşanmış olay)

Batı illerinde doğup büyümüş bir memurun Antakya'ya tayini çıkmış.

Yaz ortasında tayin yerine giden memur, şehrin oldukça sıcak havasından daha ilk gün bunalmış.

Birkaç şişe su alıp içmiş ama serinleyememiş.

O sırada eşinin kolyesini yaptırmak için bir kuyumcuya girmiş. 

İçeride klima olduğundan kuyumcu çok serinmiş.

Biraz serinleyip kendine gelen memur kendisine ne istiyorsun diye bakan kuyumcuya dönmüş:

"Kusura bakmayın, daha ancak kendime geldim. Arkadaş bu ne sıcak ya? Ortalık Gavur amı gibi yanıyor." demiş.

Meğer kuyumcu gayrimüslimmiş.

Doğal olarak bu söze alınmış.

Ama karşısındaki adamın yabancı olduğunu anladığından bir şey söylememiş.

Onun yerine gülerek:

"Arkadaş, ben gayrimüslimin. Tamam, anladık, bizimkiler yanıyor ama sizinkilerde klima mı çalışıyor?" demiş.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Erdal İnönü ve gülümseten olaylar 5

 

SHP Genel Başkanlığı döneminde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. 

Garsonun "Bir şey almak ister misiniz, efendim." sorusu üzerine cevap verir:

"Teşekkürler, biz birbirimizi yiyeceğiz."

19 Aralık 2021 Pazar

Mazhar Osman ve Neyzen Tevfik

 Mazhar Osman, defalarca alkolü bırakması için tedavi ettiği Neyzen Tevfik'i koltuğunun altında bir şişe rakı ile yakalamış.

Kızgın bir şekilde bağırmış:

"Bu ne Neyzen?"

"Rakı doktor.."

"Çabuk dök onu."

"Dökemem doktor, yarısı İbrahim Çallı'nın."

"O zaman yarısını dök."

"Olmaz, üstteki yarısı onun."

16 Nisan 2020 Perşembe

İtalya Parlementosu

Amerikalı bir Borsa analisti; Marc Faber..
Amerikan halkına sesleniyor:
Sevgili Amerikalı vatandaşlarım; Amerikan Hükümeti ekonomiyi canlandırmak için her bir Amerikan vatandaşına 600 $ dağıtmayı karara bağlamış.
Eğer bu parayı Wall-Mart'da harcarsak, para Çin'e gidecek..
Eğer benzin alırsak, para Araplara gidecek..
Eğer bilgisayar alırsak, para Hindistan'a gidecek..
Eğer sebze meyve alırsak, Meksika'ya gidecek..
Eğer bir araba alırsak, para Almanya'ya gidecek..
Ve Amerikan ekonomisine yarar sağlamayacak.
Bu 600$ Amerikan ekonomisi içinde tutmanın tek yolu,
parayı bira ve fahişelere harcamaktır. Sadece bu iki sektörde ulusal üretim yapabilmekteyiz.
Ben kendi adıma bu yolda faaliyet gösteriyorum.
*
Bu yazıya bir İtalyan ekonomist şöyle bir yanıt verir:
Sevgili Marc;
Üzülerek bildiriyorum ki Budweiser bira fabrikasını da bir Brezilya şirketi satın aldı. Böylece elinizde yalnızca orospular kalmış oluyor.
Eğer bu orospular da kazandıkları parayı çocuklarına gönderiyorlarsa..
Bu para doğrudan, Roma'daki İtalyan Millet Meclisine gelir.
Çünkü dünyada en çok orospu çocuğu olan yer burasıdır.

14 Nisan 2020 Salı

Corona Virüs'ün görünmeyen etkileri.

Biraz once balkondan sokaga bakiyorum. 
Mahalle sakinlerinden ara sira markette karşılaştıgim ve konuşurken insana çok yaklaştığı icin ilk zamanlar biraz rahatsız oldugum emekli bir adami gordum. 
Agzinda maske, elinde lastik eldivenler vardi. 
O sirada bir araba onun yaninda durdu, penceresi açildi ve şöför adama seslendi. 
Adam gayrıihtiyari arabaya doğru hizla yaklasti. 
Tam cama dogru egilecegi sirada herhalde aklina corona geldi. 
Sanki ayagina bir şey düsmus gibi aniden geriye dogru sicradi ve birkaç adim geriye gitti. 
Bunu goren arabanin şöförü gulmeye başladi. 
Bende balkonda katila katila gülüyordum. 
Adama baktim. 
Sanki biri onu arabaya dogru cekiyor da o da direniyor gibiydi. 
Sol ayagi ileride, sag ayagi geride, gerilmiş bir haldeydi. 
Sanki yuzune bir şey atacaklarmiş gibi başini geriye dogru cekmisti. 
Adamin haline uzuldum. 
İçgüduleri onu her zaman yaptigi gibi arabaya kafasini sokup şöförün burnunun dibine kadar yanaşmaya zorluyor, mantığı ve belki de korkulari ise bunu yapmasina engel olmaya çalışiyordu. 
Bu corona insanlarin sadece sağlığıni degil karakterini, mizacını ve külturel alışkanlıklarıni da bozacak gibi görünuyor.

Charlie Chaplin ve babasının ona verdiği ders.

Sinema tarihinin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin bir röportajında şöyle der;

Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Bilet sırasında uzun bir kuyruk vardı ve önümüzde anne-baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı.

Fakirlik hallerinden belliydi, elbiseleri eski ama temizdi. Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyordu.

Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kulağına birşeyler fısıldadı.
Mahcubiyet yüzünden kolayca okunuyordu.

Birden babam cebinden 20 Dolar çıkardı ve yere attı. Sonra da eğilip yerden aldı ve adamın omzuna dokunarak şöyle dedi;
“Paranız düştü beyefendi..”
Adam babama baktı ve gözleri dolarak “Teşekkür ederim efendim” dedi.

Onlar içeri girdikten sonra babam beni elimden çekti ve kuyruktan çıktı. Çünkü babamın adama verdiği 20 Dolardan başka parası yoktu.

O günden beri babamla gurur duyuyorum ve o 2 dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha güzeldi.

21 Aralık 2017 Perşembe

Türkiye'de tarihi eserler nasıl korunur?



Zeugma Antik Kenti yapılan barajın altında kalacak diye bir zamanlar büyük bir tantana çıkmıştı.

O dönemde bir gazeteci antik kenti görmek ve bir haber yapmak için Şanlıurfa'ya gider.

Baraj alanına gelir.

Etrafta bir sürü köylü vardır.

Gazeteci resim çekerken onu izlemektedirler.

Gazeteci resim çekerken onu dikkatle izleyen yaşlı bir köylü dikkatini çeker.

Gazeteci yaşlı köylüye seslenir.

''Bir antik kent yok oluyor. Kötü değil mi amca?''

Köylü gayet sakin cevap verir.

''Yok olmuyor ki....''

Gazeteci şaşırır.

''Peki ne oluyor?'' diye sorar.

Köylü aynı rahat tavırlarla cevap verir.

''Suyun altında kalıyor. Korunur orda...''

Gazeteci daha da şaşırmıştır.

''Suyun üzerinde kalsa ne olurdu ki?'' der.

Köylü cevap verir.

''En az yarısını çalıp tarihi eser kaçakçılarına satarlardı....''

19 Aralık 2017 Salı

Silahlar nerede gizli.



Bir diplomatımız Almanya'ya giriş yapmaktadır.

Gümrükte hemen önünde bayan bir Türk sanatçı vardır.

Alman gümrük görevlisi bir Türk'ü yakalamış olmanın mutluluğu içinde kadının pasaportuna baktıktan sonra elindeki çanta dahil her şeyi dikkatle kontrol etmeye başlar.

Gümrük memuru sonunda kadını bırakır.

O sırada bizim diplomat pasaportunu görevliye verirken ona doğru eğilir ve fısıldar.

''Çantanın içindeki ilaç torbasına iyi bakın.''


Gümrük memuru panik halinde kadını durdurur.

Hemen kadının çantasındaki ilaç torbasını açar ve ilaç kutularını çıkarır.

Hiç bir şey bulamayınca bizim diplomata ''Hani ne var?'' der gibi bakar.

Diplomat yine memurun kulağına fısıldar.

''Mavi kutuyu açın ve içindeki ilaçtan bir tane çıkarın.''

Memur sanki emir almış asker gibi hemen söyleneni yapar.

Yine göz ucuyla bizim diplomata bakar.

Diplomat bu sefer yüksek sesle konuşur.

''Hah! İşte o hapı kırın. Bütün silahlar onun içinde gizli.''

Memur yine emir almışçasına hemen ilacı kırar.

Fakat o anda kendisiyle dalga geçildiğini anlar.

''Sizin diplomatik pasaportunuz olmasaydı ben size gösterirdim.'' der.

(Kıssadan hisse: Önyargılı olursanız oyuna daha kolay gelirsiniz.)

18 Aralık 2017 Pazartesi

Almanların espiri anlayışı.

Almanya'da görev yapan bir diplomatımız Almanların espiri anlayışlarının çok zayıf olduğunu görmüş ve bunu yaşadığı olaylar üzerinden her zaman anlatıyormuş.

İşte yaşadığı bir olay:

Her sabah evinden çıkıp işe giderken bir tren yolu geçidinden geçen diplomatımız, nedense çoğu zaman trenin geçiş anına yakalanıyormuş.

Yine bir gün böyle trenin geçiş anına denk gelmiş.

Parmaklıklar inmiş.

Arabalar durmuş ve kısa sürede uzun bir kuyruk oluşmuş.

Başlamışlar beklemeye.

Fakat parmaklıklar kapandıktan sonra uzun süre tren görünmemiş.

Bu beklemenin bazen yarım saat sürebildiğini bilen diplomatımız, o sırada komşusu olan bir Alman gazetecinin de arabasıyla hemen yanında beklediğini görmüş ve biraz sohbet etmek için arabasının camını açmış.

O sırada parmaklıklar kapanalı neredeyse 45 dakika olduğundan sohbeti bu konuda bir espriyle başlatmak istemiş.

''Bu sizin demir yolu yöneticilerini hiç anlamıyorum Hans...'' demiş.

''Neden tren İstanbul'dan hareket edince buradaki yolu kapatıyorlar ki?

Hiç olmazsa trenin Almanya sınırlarına gelmesini bekleyemezler mi?''

Alman gazeteci bu sözler karşısında önce 5-10 saniye bizim diplomatın yüzüne boş boş bakmış.

Sonra da başlamış anlatmaya.

''Yanılıyorsunuz beyefendi.

Türkiye'den gelen trenler bu hattan geçmez.

Yanınızda bir harita varsa tren güzergahlarını size gösterebilirim.''

Bizim diplomat o günden sonra Almanlara hiç espri yapmamış.

14 Aralık 2017 Perşembe

Badem şekeri.


KOD SNİPPET'İNİ KOPYALA
(Bu hikaye bir uzun yol otobüs şoförünün başından geçen gerçek bir olaydır.)

Şoför otobüsü garajdan çıkarır ve yola çıkar.

Bir süre sonra hemen arka koltukta oturan yaşlı bir teyze şoföre 4-5 tane badem verir.

Bademler hafif ıslaktır ama tadı şoförün çok hoşuna gider.

Bademleri hemen mideye indirir.

Bu sırada arkadaki teyze yeniden biraz badem verir.

Bu olay üç-dört defa devam edince şoför teyzeye seslenir:


''Teyzeciğim.

Bademler için çok teşekkür ederim.

Ama her seferinde 3-4 badem veriyorsun.

Hem sen yoruluyorsun hem de ben geri dönmek zorunda kalıyorum.

Şu bademden bir avuc versen de sen de yorulmasan ben de yorulmasam olmaz mı?''

Teyze cevap vermiş.

''Olur oğlum ama biraz beklemen lazım.

Çünkü ben badem şekeri yiyorum.

Dişlerim olmadığından bademleri yiyemiyorum.

Dıştaki şekeri emdikten sonra bademleri sana veriyorum.''

11 Aralık 2017 Pazartesi

Pamuk mu, fındık mı?



Abuk subuk konuşan, her şeye kendi penceresinden bakan, ukala ve dengesiz tiplere hiç katlanamam.

Yıllar önce böyle bir adamla karşılaşıp biraz kaba bir şekilde de olsa haddini bildirmiştim.

Biraz önce bir fıkra okuyunca, bu fıkradaki olaya çok benzediği için bu adamla karşılaşmamı hatırladım

1990'lı yıllar.

Antalya, Kemer'de bir tatil köyüne gitmiştim.

Yanımda bir hanımefendi vardı.

Tatil köyü gayet güzel olmakla birlikte animatörler sürekli olarak ''Haydi, şu faaliyet başlıyor. Yatıp durmayın, katılın.'' gibi can sıkıcı uyarılar yapıyordu.

Dikkat ettim, animatörleri gün boyunca barda içki içen benden en fazla 1-2 yaş büyük görünen bir adam yönlendiriyordu.


Bir gün, barda bir şey içmek için yanımdaki hanımefendi ile beraber bara gidip birer bar taburesine oturduk.

Bahsettiğim adam da tam karşımızda oturuyordu.

Adamın yanına sürekli olarak genç kızlar ve bayanlar geliyor ve resim çektiriyorlardı.

Acaba meşhur biri mi diye adama dikkatle bakınca H.L. isimli bir şarkıcıya sanki ikiz kardeşiymiş gibi benzediğini fark ettim.

Yanımdaki hanımefendi de bunu fark etmiş olmalı ki barmene; ''Yoksa şurada, herkesin resim çektirdiği adam H.L.'mi?'' diye sordu.

Barmen, ''o adamın animatörlerin başı olduğunu ama H.L.'e çok benzediğini o sebeple herkesin onunla resim çektirdiğini'' söyleyince yanımdaki hanımefendinin ısrarıyla fotoğraf çektirmek için adamın yanına gittik.


Selam verip kendimizi tanıttıktan sonra H.L.'ye çok benzediğini söyledik.

Fakat adam iyice kafayı bulmuş olmalı ki abuk subuk konuşmaya başladı.

Benim canım sıkıldı ama tatil köyüne geleli daha 1-2 gün olmuşken bir arıza çıkarıp atılmayalım diye hiçbir şey demedim.

Ama adam ısrarla abuk subuk konuşmaya devam etti.

Bir ara;'' Biz Karadenizliyiz. Babam fakir bir adammış. Biraz fındık ağacımız varmış ama fındık para etmediğinden babam ne iş bulsa yapıyormuş. Bazı yıllarda Adana'ya pamuk toplamaya gidermiş. Sanırım orada H.L.'nin annesi ile tanışmış olmalı. O sebeple birbirimize çok benziyoruz.'' deyince dayanamadım.


''Arkadaş!...'' dedim. ''Sen böyle söylüyorsun ama bunun tam tersi de olabilir.''

Adam sanki soğuk bir duş almış ta aniden ayılmış gibi doğruldu.

''Nasıl yani?'' diye mırıldandı.

Ben devam ettim.

''Bildiğim kadarıyla H.L.'nin babası da oldukça fakir bir adammış. (Aslında bilmiyordum. Kafadan attım.) Onların pamuk tarlası filan yokmuş ama söylediğine göre sizin fındık tarlanız varmış. Bu benzerliğin sebebi, senin babanın pamuk toplamak için Adana'ya gitmesi değil de onun babasının Fındık toplamak için sizin oraya gelmesi olmasın?'' dedim.

Adam önce kızardı, sonra kapkara oluncaya kadar karardı.

Yanımdaki hanımefendinin yüzüne baktım.


O da renkten renge giriyordu.

Çünkü adamın çok sinirlendiğini fark etmiş, kavga çıkaracağını zannediyordu.

Ama adam, ya işinden gücünden olmamak için veya o zamanlar her gün yoğun bir şekilde spor yaptığımdan vücudumun yapısına bakıp kavga etmeyi gözü yemediğinden olsa gerek hiçbir şey demedi.

Hınçla önündeki bir bardak dolusu birayı kafasına dikip bitirdi.

Tabureden indi.

Sinirli bir şekilde arka taraftaki masanın plastik sandalyelerinden birine tekme attı.

Ve hızla çekip gitti.

Bundan sonra da 1-2 gün ortalarda görünmedi.

Üçüncü gün ortaya çıktı ama ben orada kaldığım sürece ne zaman beni görse yolunu değiştirdi.

26 Kasım 2017 Pazar

Nasıl oldun?


(Bu olay merhum Bedia Muavvit'in yaşadığı gerçek bir olaymış)

Bedia Muavvit bir zenginin köşkünde film çeviriyormuş.

Evin uçuk kaçık gelini Bedia Muavvit'i görünce hemen yanına gelmiş ve heyecanla anlatmaya başlamış:

''Biliyor musunuz Bedia hanım, aslında ben de sizin gibi aktris olacaktım.''

Bedia Muavvit merak etmiş.



''Peki neden olmadınız?'' diye sormuş.

Gelin cevap vermiş:

''Ailem, aktris olursan sende onlar gibi orospu olursun diye bana izin vermedi.''

Bedia Muavvit kadının bu hakareti karşısında dayanamamış.

''Peki madem ailen izin vermedi, sonra nasıl oldun?'' demiş.


İngilizlerin karakteristik özellikleri....




Aşağıda anlatılanlar, İngilizler hakkında birçok kitap yazmış olan ve İngiliz karakterini çok iyi bilen Macar asıllı gazeteci George Mikes'in 2. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı bir olaydır.



Savaşın en yoğun olduğu ve Almanların sık sık uçak ve füzelerle İngiltere'yi bombaladığı günlerde bir gün Mikes bir İngiliz meslektaşıyla barda bira içip sohbet etmektedir.

Derken birden bire sirenler çalmaya başlar.

Ardından da patlama sesleri duyulur.

İngiliz gazeteci siren seslerini duyar duymaz panik halinde kendini yere atar ve en yakın masanın altına girerek boylu boyunca yere uzanır.

Mikes ise kılını bile kıpırdatmadan birasını içmeye ve etrafı seyretmeye devam eder.

Saldırının sona erdiğini bildiren siren çaldığında İngiliz gazeteci yattığı yerden kalkar ve Mikes'in yanına gelir.

Onu teselli ediyormuş gibi omuzunu sıvazlar ve:

''Ne o? Korkudan yerinden bile kıpırdayamadın, değil mi?'' der.

24 Kasım 2017 Cuma

Karakuşi: O zaman kısa boylu birini bulun.



Bir zamanlar Mısır'da Karakuş isimli çok sert bir yönetici varmış.

Bir gün bir kadına zorla tecavüz eden bir adamı karşısına çıkarmışlar.

Karakuşi olayı dinledikten sonra hemen emrini vermiş:

''Asın bu adamı.''

Muhafızlar adamı alıp dışarı çıkarmışlar.

İdam sehpası kurulmuş.

Ama adam çok uzun boylu olduğu için sehpanın boyu adamı asmak için kısa kalmış.

Durumu Karakuşi'ye haber vermişler.

Karakuşi biraz düşündükten sonra cevap vermiş:
''Emir emirdir. Bunun boyu uzunsa kısa birini bulup bunun yerine asın.''



Bu fıkrayı okuyunca Kuleli Askeri Lisesi'nde okurken bir bölük komutanımız aklıma geldi.

Bir gün öğlen yemeği için büyük bir salon olan yemekhaneye gittim.

Yemeği alıp salonun uzak köşesindeki masaya oturup yemeğimi yemeye başladım.

O sırada yan masadaki arkadaşlar birbirleriyle atışmaya ve bağırarak küfürlü konuşmaya başladılar.

Bölük komutanı olan yüzbaşı da o sırada yemekhaneye gelmiş ve benim bulunduğum yerde kavga eden öğrencileri görünce çok kızmış.

Hışımla bize doğru hareket etmiş ama yemek sırası çok kalabalık olduğundan öğrencilerin açılıp yol vermesini bekleyememiş.

Yemek sırasında bekleyen ve hemen önünde bulunan bir öğrenciyi tokatlamaya başladı ve gülsek mi üzülsek mi karar veremediğimiz şekilde şunları söyledi:

''Oğluuuum! Bak size kızdım arkadaşınızı dövüyorum.''


18 Kasım 2017 Cumartesi

Askeri lise hikayeleri: Gerçek olay.

Askeri liseler kapatılmadan önce askeri liselerde de sivil liselerde olduğu gibi sigara içmek yasaktı ve sigara içerken yakalanan öğrenciler disiplin cezası alıyordu.
Buna rağmen sigara içen öğrenciler teneffüslerde bile kısmına en yakın tuvalette sigara içerdi.
Bu olay da böyle bir tuvalette sigara içerken yaşanmış.

Bir gün bazı öğrenciler tuvalette sigara içerken kapıdan giren bir öğrenci nöbetçi subayın tuvalete doğru galdiğini söylemiş.
Bunun üzerine öğrenciler apar topar en yakın tuvalet kabinine girmiş.
Fakat kabin sayısı yetmediği için bir kabine iki öğrenci girmek zorunda kalmış.
Fakat tuvalet kapısı yerden 20-30 santim yüksekte olduğundan nöbetçi subayın kapı altından ayaklarını görüp onları dışarı çıkaracağını düşünerek tek ayak üzerinde durmaya karar vermişler. Böylece nöbetçi subay bakınca içeride iki ayak görecektir.
Bunun üzerine iki öğrenci yan yana durmuş ve o heyecanla sağdaki sağ ayağını, soldaki de sol ayağını kaldırmış.
Biraz sonra nöbetçi subay tuvalete girmiş ve tek tek kabinlerin karşısında durarak kapı altından içerdeki ayak sayısını kontrol etmeye başlamış.
Bu iki öğrencinin kabinine gelince biraz daha uzun süre ayakkabılara bakmış. İki öğrenci de aynı ayakkabıyı giydiğinden ve tesadüfen ayakkabi numaraları da aynı olduğundan nöbetçi subay gördüklerine bir anlam verememiş.
Bir süre sonra içeriye seslenmiş.
''Oğlum, galiba ayakkabılarını ters giymişsin.''

5 Kasım 2017 Pazar

Teyze, bu enişte gibi değil, altına aldı mı öldürür.


Ayşen Guruda'nın televizyonda bir programda anlattığı minibüs şöförü ile ilgili olay:

Minibüs hızla giderken yaşlı bir kadın sağına soluna bakmadan yola atlayınca minibüs şoförü ona çarpmamak için ani bir firen yapar.
Şans eseri kadına bir metre kala durmayı başarır.
Tüm yolcular kadın ezilecek diye çok korkmuştur. 
Fakat bir yandan da şoförün yaşlı kadına ne yapacağınını merakla izlemektedirler.
Şoför yavaşça pencereyi açar.
 Kafasını dışarıya çıkarır ve yaşlı kadına seslenir.
''Teyze, yola çıkarken dikkatli ol. Bu münibüs enişteye benzemez. Altına alırsa öldürür.''

2 Kasım 2017 Perşembe

Yamukla aran nasıl?


Oğlum Ankara'da bir Anadolu Lisesinde okuyor.
Üniversite sınavı yaklaştığı için kendisini bir dershaneye yazdırdık.
Bu yüzden okuldan sonra dershaneye gidiyor ve haftanın bazı günleri eve geç geliyor.
Dün akşam geç vakit eve geldiğinde suratı biraz asıktı.
''Ne var, ne yok? Bir sıkıntı mı var?'' diye sordum.
Anlatmaya başladı.
''Baba, geçenlerde seviye tespit sınavı yapıldı. Bu gün dershaneye gidince, herkesin aldığı nota göre yeni sınıflara ayrıldığını gördüm.''
Ben hemen lafa karıştım.
''Ne oldu? Notun düşük mü çıktı? Eğer öyleyse hiç üzülmene gerek yok. Bir daha ki sefere daha iyi not alırsın.'' dedim.
Oğlum güldü.
''Yok baba yaaaa.... Çok iyi not almışım. En iyi not alanları iki sınıfta topladılar. Ben ikinci sınıfın baştan üçüncüsüyüm. Yani aldığım not oldukça iyi.''
Ben şaşırmış bir şekilde sordum:
''Peki o zaman, bu suratın hali ne?''
Oğlum ''Uuuuffff! Çok sabırsızsın. Anlatıyorum işte.'' dedikten sonra anlatmaya başladı.
''Okuldan çıkınca dolmuşa binip Kızılay'a indim. Oradan da yürüyerek dershaneye gittim. Biraz halsiz ve yorgundum. Kapı girişine asılan duyuruyu okuyup yeni sınıfıma gittim. İçerdeki hiç kimseyi tanımıyordum. Çoğu fen liselerinden gelmiş kişilerdi. Bir sıraya oturup defter ve kitabımı çıkardım. O sırada telefonuma mesaj geldi. Ben de telefonu çıkarıp mesajı okumaya başladım. Okulda benim katıldığım felsefe kulübünden bir arkadaş göndermiş. Kulüpteki faaliyetlerle ilgili bir şey soruyordu. Ben de ona cevap verdim. O tekrar başka bir şey sorunca ben tamamen bu konuya daldım. O sırada elinde bir kitap olan, dağınık, şişman ve aynı filmlerde gördüğümüz süper zeka tiplere benzer bir oğlan yanıma geldi ve heyecanla 'Yamukla aran nasıl?' diye sordu. Ben de kafamı telefondan kaldırıp 'Ben onu tanımıyorum. Sınıfa yeni geldim.' diye cevap verdim. Bunun üzerine o çocuk suratını asarak geri döndü ve sitem ederek tahtaya doğru yürümeye başladı. 'Ne var bu kadar kızacak kardeşim. Alt tarafı bir şey soracaktım. Bir de benimle kafa yapıyorsun. İstemiyorsan adam gibi söyleseydin.' ''
Ben tekrar araya girdim.
''Vay hıyar vaaay... Ne var ki söylediğinde. Sorunlu bir çocuk herhalde. Ha bu arada, o yamuk kimse bir müddet laubali olma. Bak bakalım gerçekten yamuk mu? Ona göre konuşup konuşmayacağına karar verirsin. Bizim yamuk adamlarla işimiz olmaz. ''
Oğlum yine araya girmeme kızdı ama son söylediğim cümleyi duyunca güldü ve anlatmaya devam etti.

''Baba, sen konuyu anlamadın herhalde? Oğlan matematikte yamuklarla ilgili bir soruyu çözememiş, sınıftaki diğer öğrencilere sormuş, onlar da çözemeyince bir de bana sormak istemiş. Ben ise sınıftaki birinden bahsediyor zannettim. Oğlan söylenmeye başlayınca bende jeton düştü. Ama sınıftaki herkes gülmeye başlayınca mal gibi ortada kaldım ve biraz mahcup duruma düştüm. Ona canım sıkıldı.''dedi.
Ben, o mal gibi sözünü duyunca, verdiğim cevap yüzünden kendimin ne duruma düştüğümü anladım ama işi şakaya vurdum.
''Boş ver oğlum. Bizim yamuklarla işimiz olmaz. İster matematikte olsun ister gerçek hayatta.'' Oğlumun yüzü güldü.
Bunu görünce ben de rahatladım.


 Bu paylaşımı beğendiyseniz lütfen aşağıdaki twitter, facebook, pinterest ve g+ düğmelerine (veya herhangi birine) basarak paylaşın. Çok teşekkür ederim.

27 Ekim 2017 Cuma

Ağaçları sayan deliler.

Bir arkadaş paylaşmış. Kendisi bu tür paylaşımları kendisine sormadan paylaşabileceğimizi söylediği için burada paylaşıyorum. 

''Hayat sigortasının zorunlu tuttuğu check up işlemleri için birkaç yıl önce kliniğe gittim. 
Doktor eforlu EKG için yürüyen bant üzerinde 20 dakika yürüteceğini söyledi. 
Bant üzerinde yürürken canım sıkılınca duvarda asılı orman resmindeki ağaçları saymaya başladım. 
Bir süre sonra Doktor yanıma geldi, konuşurken ağaçlarını saydığım resmi gösterip 'biliyormusunuz, bu resimdeki ağaçları saymaya çalışan deliler bile çıkıyor' dedi. 
Tam olarak 298 ağaç var diyemedim.''