Diğer şehirlerle ilgili fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer şehirlerle ilgili fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2024 Salı

Kendini Suriye'ye yakın hissetmek nasıl bir şey?

 Hatay'ın Yayladağı ilçesinin Topraktutan (Beysun) köyü Türkiye'nin en güney ucundadır.

Burada eskiden bir hudut karakolu vardı.
Oraya giden herkes bir deftere ziyaret anısı olarak duygularını yazardı.
1998 yılında bir gün, deftere baktığımda bir yazı dikkatimi çekti.
Ziyeretçi deftere şunları yazmış:
''Kendimi Suriye'ye hiç bu kadar yakın hissetmemiştim.''

30 Nisan 2024 Salı

Hacca giden Bayburtlu, ermiş.

 Bayburt müftüsü hacca gidecekler için bir seminer verecekmiş.

Herkes seminerin vereceği camiye toplanmış.

Bayburt’un köyünde yaşayan ve hacca gidecek olan temiz bir adamcağız da bunu duyup camiye gelmiş.

Müftü genel konularda bilgiler verdikten sonra demiş ki:

“Hacme meşakkatlidir arkadaşlar. Çok sıkıntılar vardır, zorluklar vardır. Arafat var, Müzdelife var, Şeytan taşlama var vesaire var. Onun için Allah işinizi kolaylaştırması istiyorsanız hacca gidene kadar zikri arttırın, Kuran okumayı arttırın, gece namazlarını arttırın. Bakın görün nasıl işiniz kolaylaşacak, yollar açılacak.”

Bizim Bayburtlu tabii saf ve temiz adam. Eve döner dönmez müftünün dediklerini harfi harfine uygulamaya başlamış.

Hacca gitme vakti gelince de bavullarını hazırlayıp yola çıkmış.

Hayatında ilk defa uçağa binmek için hava alanına gitmiş.  

Taksiden inip bavullarını almış.

İçeri girecek ama hiçbir yerde kapı görememiş.

Aslında fotoselli kendiliğinden açılan kapılar var ama Bayburtlu böyle bir kapı daha önce hiç görmediğinden normal bir kapı arıyormuş.

Bir o yana bir bu yana giderken tesadüfen fotoselli bir kapının önünden geçmiş.

Doğal olarak kapı açılmış.

Bizim Bayburtlu, bunu görünce heyecanlanmış. Kendi kendine “Müftü doğru söylüyormuş. Aha da başladı. Neyse gireyim içeri kurban olduğum rabbim, olay belli oldu, tamam.” Demiş.

Yani kapı açılıyor ya kendinden, “Ulan bu kadar sene yaşadık. Bir tane kapı açılmadı, kapı kendiliğinden açılır mı yani?” diye düşünmüş.

Neyse girmiş içer.

Adam ilerleyince yürüye yola denk gelmiş. Yolun başına gelince yüne fotoselli sistem çalışmış ve yol hareket etmiş.

 Bayburtlu iyice heyecanlanmış.

Kendi kendine “Allah Allah!... Zikri gördün mü? Kurban olduğum rabbim yolları yürütüyor.” Demiş.

Hafiften kendi kendine havalara girmeye başlamış.

Yürüyen yoldan inip yürümeye devam edince enerji tasarrufu sebebiyle fotoselli yapılan lambaların olduğu bir yere gelmiş.

O da ne?

Bayburtlu yürüdükçe lambalar teker teker yanmaya, o uzaklaşınca da arkada kalan lambalar sönmeye başlamış.

Byburtlu yine şoktaaa.

Kendi kendine “Kurban olduğum rabbim acaba zikri fazla mı kaçırdık acaba?” diye düşünmüş.

Kendine güveni zirve yapmış ve yine kendi kendine “Tamam, ben artık oldum.” Demiş.

Uçak Medine’ye inince bavullarını alan Bayburtlu, elini yüzünü yıkamak için tuvalete gitmiş.

Bir de ne görsün.

Elini uzatır uzatmaz fotoselli çeşme kendiliğinden akmaya başlamış.

Bunu gören Bayburtlu’nun özgüveni zirve yapmış.

Mutluluktan ayakları yere değmez olmuş.

Neyse…

Hotele gidip eşyalarını bırakan Bayburtlu Mescid-i Nebevi’ye gitmiş.

Akşam namazını kılacak, oradan Resulullah selamlayacak ama o hava hala var üzerinde.

Keramet ehli oldu sanıyor.

Mescid-i Nebevi’de 400.000 kişi kapalı alanda namaz kılıyor.

27 tane kararlı kubbe var.

Tavan yani kubbeler gündüz güneş çok kızgın olduğundan kapalı duruyor.

Güneş battıktan sonra kubbeler açılıyor.

Yukarıya baktığın zaman gökyüzünü görüyorsun.

Bayburtlu gittiğinde gündüz olduğundan kubbeler kapalıymış.

Bayburtlu kubbeleri görüyor. Sonra bir yere otorup dua ediyor ve namaz vaktini bekliyor.

Akşam olup ezan okuyunca namaza duruyor.

Bu arada güneş battığı için kubbeler açılıyor.

Namazını eda eden Bayburtlu bir ara yukarıya bakıyor. Ne görsün?

Biraz önce kapalı olan kubbeler ortada yok.

Yıldızlar görünüyor.

Bayburtlu hayretle “Allah, Allaah…. Kurban olduğum, tavan yarılmış. Karaahmet de tamam keşifte tamam. Hepsini bitirdim.” Diye mırıldanmış.

Namazdan sonra Resulullah’ın mezarının önünden geçerken Bayburtlu selam vermiş ve mezara doğru fısıldamış:

“Ya Resulallah hele bir bak kim geldi?”

Büyük adam geldi.

 

15 Ocak 2024 Pazartesi

Fazla içince sapıtanlara ne yapmak gerekir?

 Adamın biri bara girmiş.

Barmenin yanına yaklaşmış.

"Hey barmen. Bana bir viski, herkese benden bir viski, kendine de bir tane doldur." demiş.

Barmen halinden memnun.

Adama ve tüm müşterilere birer duble viski vermiş.

Bir tane de kendine doldurup içmiş.

Bu olay gece boyunca birçok kez tamamlanmış.

Sıra hesabı ödemeye gelince adam "Ne parası, sen verdin, biz de içtik." deyip hesabı ödememiş.

Bunun üzerine barmen, adamı eşek sudan gelinceye kadar dövmüş ve dardan dışarı atmış.

Aynı adam ertesi gün akşam üzeri yeniden bara gelmiş.

Barmene yaklaşmış.

"Hey barmen... Bana bir viski, herkese benden bir viski, yalnız sana yok. Sen içince sapıtıyorsun." demiş.

27 Kasım 2023 Pazartesi

Malatya'nın bol süt veren cins ineği.

başka bir şehirden

Oflular Malatya'dan bir inek almışlar.

İnek o kadar çok süt veriyormuş ki sağmaya yetişemiyorlarmış.

Bunun üzerine ineği çiftleştirerek verimli yeni inekler yetiştirmeye karar vermişler.

Bunun üzerine bir boğa getirmişler ve ineğin bulunduğu ahıra sokmuşlar.

Fakat bir türlü çiftleştirememişler.

Çünkü boğayı sağdan yanaştırsalar inek sola kaçıyor, soldan getirseler sağa kaçıyormuş.

Bu yüzden ne yapsalar da bir şey becerememişler.

O sırada başka bir şehirden Of'taki akrabalarını ziyarete gelen  yaşlı bir adam oradan geçiyormuş.

Bağırtıları duyunca merak edip içeri girmiş.

"Ne yapıyorsunuz siz?" diye merakla sormuş.

İneği çoğaltmak istediklerini, boğayı getirdiklerini ama ineğin sürekli olarak sağa sola kaçtığını ayrıntıları ile anlatmışlar.

Olan biteni dinleyen yaşlı adam sormuş:

"Ula yoksa siz bu ineği Malatya'dan mı aldınız?"

Oflular çok şaşırmış.

"Nereden bildin dayı?" diye sormuşlar.

Adam yüzünü buruşturarak cevap vermiş:

"Ben de karıyı oradan almıştım da."





26 Kasım 2023 Pazar

Hakkarili yaşlı adamın başına gelenler.

 Hakkari'nin bir dağ köyünde yaşlı bir adam alışveriş için şehre gitmiş.

Ufak tefek ihtiyaçlarını giderdikten sonra iki çuval toz şeker alıp eşeğine yüklemiş.

Ondan sonra da köyünün yolunu tutmuş.

Yolda hava bozmaya başlıyor.

Yaşlı adam havanın bulutlanmaya başladığını görünce tedirgin oluyor.

Elini açıp gözlerini gökyüzüne çeviriyor.

"Yarabbi, bu şeker." deyip çuvalları gösteriyor.

Yani, "yağmur yağarsa şekerlerim erir, yağmur yağdırma" demek istiyor.

Fakat kısa süre sonra acayip bir yağmur başlıyor.

Tabi çuvallardaki şeker ıslanıp eriyor ve adamcağızın gözleri önünde yok olup gidiyor.

Ama yapacak bir şey yok. 

Yoluna devam ediyor.

Bu sırada hava iyice bozuyor.

Yıldırımlar düşmeye başlıyor.

Korkan eşek sağa sola sıçrıyor ve uçurumdan düşecek gibi oluyor.

Yaşlı adam tekrar gözlerini gökyüzüne çevirip ellerini açıyor.

"Yarabbi, bu eşek.." diye mırıldanıyor.

Fakat daha sözünü bitirmeden bir yıldırım düşüyor. Gürültüden ürken eşek kendini kenara atıyor.

Uçurumdan düşüp ölüyor.

Adam üzülüyor ama yapacak bir şey yok.

Tek başına yoluna devam ediyor.

Fakat hava iyice bozuyor.

Yaşlı adam gözlerini gökyüzüne dikip ellerini açıyor.

"Yarabbi ben..." derken bir yıldırım düşüyor.

Adam bilincini kaybediyor.

Bir süre sonra bir mağaranın derinliklerinde kendine geliyor.

Ne olduğunu anlamayan yaşlı adam bir gözünü hafifçe aralıyor.

Bir bakıyor ki her yeri kapalı bir mağarada ve mağaranın tepesinde küçük bir delik var.

O delikten de içeriye doğru keskin bir ışık sızıyor.

Yaşlı adam ne olduğunu kavrayamıyor.

Işığa doğru bakıyor.

Gözlerini ışığa çevirip ellerini açıyor ve başlıyor konuşmaya:

"Yarabbi...

Yağdırdın yağmuru, erittin şekeri.

Çaktırdın şimşeği, öldürdün eşeği.

Şimdi de almışsın feneri, arıyorsun beni...

Anam avradım olsun, çıkmam dışari.."