Hakkari'nin bir dağ köyünde yaşlı bir adam alışveriş için şehre gitmiş.
Ufak tefek ihtiyaçlarını giderdikten sonra iki çuval toz şeker alıp eşeğine yüklemiş.
Ondan sonra da köyünün yolunu tutmuş.
Yolda hava bozmaya başlıyor.
Yaşlı adam havanın bulutlanmaya başladığını görünce tedirgin oluyor.
Elini açıp gözlerini gökyüzüne çeviriyor.
"Yarabbi, bu şeker." deyip çuvalları gösteriyor.
Yani, "yağmur yağarsa şekerlerim erir, yağmur yağdırma" demek istiyor.
Fakat kısa süre sonra acayip bir yağmur başlıyor.
Tabi çuvallardaki şeker ıslanıp eriyor ve adamcağızın gözleri önünde yok olup gidiyor.
Ama yapacak bir şey yok.
Yoluna devam ediyor.
Bu sırada hava iyice bozuyor.
Yıldırımlar düşmeye başlıyor.
Korkan eşek sağa sola sıçrıyor ve uçurumdan düşecek gibi oluyor.
Yaşlı adam tekrar gözlerini gökyüzüne çevirip ellerini açıyor.
"Yarabbi, bu eşek.." diye mırıldanıyor.
Fakat daha sözünü bitirmeden bir yıldırım düşüyor. Gürültüden ürken eşek kendini kenara atıyor.
Uçurumdan düşüp ölüyor.
Adam üzülüyor ama yapacak bir şey yok.
Tek başına yoluna devam ediyor.
Fakat hava iyice bozuyor.
Yaşlı adam gözlerini gökyüzüne dikip ellerini açıyor.
"Yarabbi ben..." derken bir yıldırım düşüyor.
Adam bilincini kaybediyor.
Bir süre sonra bir mağaranın derinliklerinde kendine geliyor.
Ne olduğunu anlamayan yaşlı adam bir gözünü hafifçe aralıyor.
Bir bakıyor ki her yeri kapalı bir mağarada ve mağaranın tepesinde küçük bir delik var.
O delikten de içeriye doğru keskin bir ışık sızıyor.
Yaşlı adam ne olduğunu kavrayamıyor.
Işığa doğru bakıyor.
Gözlerini ışığa çevirip ellerini açıyor ve başlıyor konuşmaya:
"Yarabbi...
Yağdırdın yağmuru, erittin şekeri.
Çaktırdın şimşeği, öldürdün eşeği.
Şimdi de almışsın feneri, arıyorsun beni...
Anam avradım olsun, çıkmam dışari.."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder