BERBERE gelen rahip saçlarını kestirir. Berbere teşekkür eder ve borcunu sorar…..
BERBERE gelen rahip saçlarını kestirir. Berbere teşekkür eder ve borcunu sorar…..
Temel bir tarikata girmek istemiş.
Onu şeyhin karşısına çıkarmışlar.
Şeyh Temel’e “Olur, ama 3 hafta karınla yapmayacaksın.”
demiş.
Aradan 3 hafta geçmiş ve Temel tekrar şeyin önüne gelmiş.
Şeyh sormuş:
“Temel tamam mı? Sabredebildin mi?”
Temel cevap vermiş:
“Valla ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok
zorlandı ama dayandım. Üçüncü hafta benim karı üst raflardan bir paket almaya
çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim gitti. Daha sonra paketler yere
düştü. Benim karı da paketleri almak için eğilince dayanamadım.”
Şey; “Ah! Olmadı şimdi. Biz seni tarikata alamayız.” Demiş.
Bunun üzerine Temel cevap vermiş:
“Şeyh Efendi, siktir et tarikatı…. Bizi artık Migros’a da
almıyorlar.”
Bayburt müftüsü hacca gidecekler için bir seminer verecekmiş.
Herkes seminerin vereceği camiye toplanmış.
Bayburt’un köyünde yaşayan ve hacca gidecek olan temiz bir
adamcağız da bunu duyup camiye gelmiş.
Müftü genel konularda bilgiler verdikten sonra demiş ki:
“Hacme meşakkatlidir arkadaşlar. Çok sıkıntılar vardır,
zorluklar vardır. Arafat var, Müzdelife var, Şeytan taşlama var vesaire var. Onun
için Allah işinizi kolaylaştırması istiyorsanız hacca gidene kadar zikri
arttırın, Kuran okumayı arttırın, gece namazlarını arttırın. Bakın görün nasıl
işiniz kolaylaşacak, yollar açılacak.”
Bizim Bayburtlu tabii saf ve temiz adam. Eve döner dönmez
müftünün dediklerini harfi harfine uygulamaya başlamış.
Hacca gitme vakti gelince de bavullarını hazırlayıp yola
çıkmış.
Hayatında ilk defa uçağa binmek için hava alanına gitmiş.
Taksiden inip bavullarını almış.
İçeri girecek ama hiçbir yerde kapı görememiş.
Aslında fotoselli kendiliğinden açılan kapılar var ama
Bayburtlu böyle bir kapı daha önce hiç görmediğinden normal bir kapı arıyormuş.
Bir o yana bir bu yana giderken tesadüfen fotoselli bir
kapının önünden geçmiş.
Doğal olarak kapı açılmış.
Bizim Bayburtlu, bunu görünce heyecanlanmış. Kendi kendine “Müftü
doğru söylüyormuş. Aha da başladı. Neyse gireyim içeri kurban olduğum rabbim,
olay belli oldu, tamam.” Demiş.
Yani kapı açılıyor ya kendinden, “Ulan bu kadar sene
yaşadık. Bir tane kapı açılmadı, kapı kendiliğinden açılır mı yani?” diye
düşünmüş.
Neyse girmiş içer.
Adam ilerleyince yürüye yola denk gelmiş. Yolun başına
gelince yüne fotoselli sistem çalışmış ve yol hareket etmiş.
Bayburtlu iyice
heyecanlanmış.
Kendi kendine “Allah Allah!... Zikri gördün mü? Kurban
olduğum rabbim yolları yürütüyor.” Demiş.
Hafiften kendi kendine havalara girmeye başlamış.
Yürüyen yoldan inip yürümeye devam edince enerji tasarrufu
sebebiyle fotoselli yapılan lambaların olduğu bir yere gelmiş.
O da ne?
Bayburtlu yürüdükçe lambalar teker teker yanmaya, o
uzaklaşınca da arkada kalan lambalar sönmeye başlamış.
Byburtlu yine şoktaaa.
Kendi kendine “Kurban olduğum rabbim acaba zikri fazla mı
kaçırdık acaba?” diye düşünmüş.
Kendine güveni zirve yapmış ve yine kendi kendine “Tamam,
ben artık oldum.” Demiş.
Uçak Medine’ye inince bavullarını alan Bayburtlu, elini
yüzünü yıkamak için tuvalete gitmiş.
Bir de ne görsün.
Elini uzatır uzatmaz fotoselli çeşme kendiliğinden akmaya
başlamış.
Bunu gören Bayburtlu’nun özgüveni zirve yapmış.
Mutluluktan ayakları yere değmez olmuş.
Neyse…
Hotele gidip eşyalarını bırakan Bayburtlu Mescid-i Nebevi’ye
gitmiş.
Akşam namazını kılacak, oradan Resulullah selamlayacak ama o
hava hala var üzerinde.
Keramet ehli oldu sanıyor.
Mescid-i Nebevi’de 400.000 kişi kapalı alanda namaz kılıyor.
27 tane kararlı kubbe var.
Tavan yani kubbeler gündüz güneş çok kızgın olduğundan
kapalı duruyor.
Güneş battıktan sonra kubbeler açılıyor.
Yukarıya baktığın zaman gökyüzünü görüyorsun.
Bayburtlu gittiğinde gündüz olduğundan kubbeler kapalıymış.
Bayburtlu kubbeleri görüyor. Sonra bir yere otorup dua
ediyor ve namaz vaktini bekliyor.
Akşam olup ezan okuyunca namaza duruyor.
Bu arada güneş battığı için kubbeler açılıyor.
Namazını eda eden Bayburtlu bir ara yukarıya bakıyor. Ne
görsün?
Biraz önce kapalı olan kubbeler ortada yok.
Yıldızlar görünüyor.
Bayburtlu hayretle “Allah, Allaah…. Kurban olduğum, tavan
yarılmış. Karaahmet de tamam keşifte tamam. Hepsini bitirdim.” Diye mırıldanmış.
Namazdan sonra Resulullah’ın mezarının önünden geçerken
Bayburtlu selam vermiş ve mezara doğru fısıldamış:
“Ya Resulallah hele bir bak kim geldi?”
Büyük adam geldi.
Temel asker olmuş.
Bir gün komutanı askerlere dini konularla ilgi verirken ilgisiz gördüğü Temel'e sormuş:
"Söyle bakalım, İslam'ın şartı kaç?"
Temel hazırlıksız yakalandığı bu soruya aklına gelen ilk cevabı vermiş:
"40'tır komutanım."
Bunu duyan komutanı çok kızmış.
"Ulan, benimle dalga mı geçiyorsun diye bir güzel haşlamış."
Öğlen arasında kışladaki camiye giden Temel'in durumunu fark eden imam ne olduğunu sormuş.
Temel de olan biteni anlatmış.
İmam; "Komutan kızmakta haklı. Senin kendisi ile dalga geçtiğini düşünmüştür. Sen git, komutanı bul ve özür dile. Sorarsa da İslam'ın şartının 5 olduğunu söyle." demiş.
Temel itiraz etmiş:
"Hoca, adam 40'ı kabul etmiyor. 5'i hiç kabul etmez."
Mahallede iki yaramaz çocuk kardeş varmış.
Mahallede bir cam kırılsa veya herhangi bir olay olsa herkes bu iki kardeşten bilirmiş.
Şikayetlere dayanamayan anneleri iki oğlunu da caminin imamına götürmüş.
"Durum böyle böyle, çocuklarımı doğru yola sevk et." demiş ve camiden ayrılıp eve gitmiş.
Anneleri gidince imam büyük çocuğa sormuş:
"Oğlum kıble nerede?"
Çocuk bilememiş.
İmam bağırarak tekrar sormuş:
"Kıble nerede lan?"
Çocuk korkmuş.
Kardeşinin elinden tutup ağlayarak camiden kaçmışlar.
Koşarken küçük kardeşi abisine sormuş:
"Abi, niye korktun, neden kaçıyoruz?"
Abisi cevap vermiş:
"Oğlum bu sefer durum çok vahim.
Kıble kaybolmuş, bizden biliyorlar."
Şeyhin biri türbe etrafında kurulmuş dergahta kendisine çok yardım eden iyi bir adama el vermiş.
"Var git sen de kendi dergahını kur, ama şu yaşlı topal eşekten başka sana verecek bir şeyim yok" demiş.
Adam, topal eşeği alıp az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş.
Derken, bir gün yaşlı eşek ölüvermiş...
Adam eşeği gömmüş.
Mezarın başına oturup kara kara düşünürken bir kervanbaşı durup sormuş:
"Kimin bu mezar, sen ne yapıyorsun?"
Adam; "Çok değerli bir şeyhti, öldü, gömdüm, bırakıp gidemiyorum" diye cevap vermiş.
Bunun üzerine kervandakiler hemen bir türbe inşa etmişler.
Bizim adam da oranın türbedarı ve şeyhi olmuş.
Zaman geçmiş, yeni şeyh ve türbe çok çok ünlü olmuş.
Eski şeyh bunu duymuş ve ziyarete gelmiş.
Yatma saati gelip kalabalık dağılınca eski şeyh yeni şeyhe sormuş:
"Türbede yatan kim?"
Yeni şeyh; "Aman şeyhim, kimse duymasın, senin verdiğin yaşlı öldü, onu gömdüm." demiş.
Bunu duyan eski şeyh kahkahayı basmış:
"Ne mübarek bir sülaleymiş bunlar. Benim türbede de onun anası yatıyor." demiş.
Paris'te adamın biri Eyfel Kulesi'nin üzerine çıkıp intihar etmeye kalkışmış.
Etraftakiler ne dedilerse adamı ikna edememişler.
Son çare olarak yakınlardaki bir Katolik kilisesinin papazını çağırmışlar.
Papaz hemen kulenin altına gelip adama bağırmış.
"Oğlum, atlama. İntihar etmek günahtır." demiş.
Adam atlayacağım diye inat etmiş.
Bunun üzerine papaz yeni bir yöntem denemeye karar vermiş.
"Evladım. Atlarsan eşin, dostun kahrolur. Onları üzemeye ne hakkın var?" demiş.
Adam, hiç kimsesi olmadığını, eşinin onu terk ettiğini, zaten bu yüzden intihar edeceğini söylemiş.
Bunu duyan papaz birden ciddileşmiş.
"Vay günahkar kadın vaaayyy... Karın seni nasıl boşar. Katolik mezhebinde boşanmak yasaktır." diye bağırmış.
Adam yukarıdan cevap vermiş:
"Papaz efendi. Ne karım ne de ben Katolik değiliz. Protestanız."
Bunu duyan papaz "Atla da geber o zaman kafir." demiş ve arkasını dönüp kilisesine doğru yürümüş.
1999 yılının son haftasına girilirken bir gün Bill Clinton, Fidel Castro ve Bill Gates kendilerini tanrının huzurunda bulmuşlar.
Tanrı bunlara; "Sizi huzuruma getirdim çünkü 2000 yılı başında kıyametin kopacağını cemaatlerinize haber vermenizi istiyorum" demiş.
O anda kendilerinden geçmişler ve gözlerini açtıklarında kendilerini evlerinde bulmuşlar.
Clinton, hemen ülkenin bütün televizyonlarına haber vermiş ve canlı yayına çıkmış ve şöyle bir demeç vermiş:
"Sevgili Amerikalılar.
Size bir iyi bir kötü haberim var.
İyi haber şu ki 'In god we trust' gerçekten varmış.
İnananlar, boşuna yıllarca ibadet etmemiş.
Kötü haber; 2000 yılı başında kıyamet kopacak..."
Castro da boş durmamış.
Hemen bir meydanda topladığı insanların karşısına geçmiş.
"Yoldaşlar, üzgünüm ama size iki kötü haberim var.
Birincisi; bunca zaman kendimizi kandırmışız, meğer tanrı gerçekten de varmış!
ikincisi ise daha da kötü.
Yeterince ibadet dip günahlarımızı affettirmeye fırsat bulamadan hepimiz öleceğiz.
Çünkü 2000 yılı başında kıyamet kopacak." demiş.
Bu sırada Bill Gates ise bütün kurmaylarını toplamış.
"Baylar sizi iki iyi haberim var.
Birincisi, tanrı beni dünyanın en önemli üç kişisinden biri olarak görüyor.
İkincisi ise artık bilgisayarlarda yaşanacağını düşündüğümüz Year 2000 problemini çözmemize gerek kalmadı." demiş.
Adamın biri kahveye girmiş.
Millet, size söylüyorum. 30 sene sonra ben bu kahveye yine gireceğim." demiş.
Kahvedekiler "Adam deli herhalde.." deyip fazla önemsememiş.
Aradan 30 sene geçmiş.
Aynı adam tekrar kahveye girmiş.
"Beni hatırladınız mı? Size 30 sene sonra tekrar kahveye gireceğimi söylemiştim, inanmamıştınız. Tekrar söylüyorum. 30 sene sonra ben bu kahveye yine gireceğim." demiş.
Aradan 30 sene geçtiğinden o zaman kahvede olanların çoğu ölmüş ama kalanlar adamı hatırlamış.
O zaman daha doğmamış veya yaşı çok küçük olanlara da durumu anlatmışlar.
Adam 30 sene sonra tekrar kahveye gelmiş.
Yine bir önceki sefer kahvede olanların çoğu öldüğünden onların çocukları hayatta kalanlardan durumu öğrenmiş.
Bu olay her 30 yılda bir birkaç defa tekrarlanmış.
Sonunda bu olaydan haberdar olan yeni nesilden biri gidip durumu cami hocasına anlatıp danışmayı önermiş.
Bu öneri üzerine camiye gidip durumu hocaya açıklamışlar ve bunun sırrını sormuşlar.
Hoca "Valla ben de bilmiyorum. Ama bu akşam gerekli süratleri okuyup Azrail'i görmek için istiareye (rüyaya) yatayım. Rüyama gelirse bu adamın neden canını almadığını ona sorayım." demiş.
Bunun üzerine insanlar kahveye geri dönmüş.
Hoca akşam istiareye yatmış.
Uykuya dalar dalmaz da Azrail kendisine görünmüş.
Hoca heyecanla sormuş:
"Ey Azrail, sen bu adamın canını neden almıyorsun. Bunun sırrı nedir?"
Azrail canı sıkkın bir şekilde "O adam zamanında bir dua etti. Duası Allah tarafından kabul edildi. Onun için canını alamıyorum." demiş.
Hoca daha çok meraklanmış.
"Ne diledi ki ey Azrail?" diye sormuş.
Azrail "Allahım, bana milli piyangodan büyük ikramiye çıkana kadar canımı alma diye dua etti. Hala büyük ikramiye çıkmadı. Bu yüzden canını alamıyorum." diye cevap vermiş.
Hoca şaşkın bir şekilde "Valla, ben bundan bir şey anlamadım. Allah isterse adama hemen büyük ikramiye çıkmaz mı? Neden çıkmıyor? diye sormuş.
Azrail sinirli bir şekilde cevap vermiş:
"Çıkar elbet ama bilet almıyor ki şerefsiz!..."
Hoca, camide vaaz veriyormuş:
"Kızlarımıza sahip çıkalım ey cemaati müslimin.
Yeni nesil kızlar sokakta çok açık giyiniyorlar.
Yüzleri boyadan görülmüyor.
Zincir takıyorlar.
Dövme yaptırıyorlar...."
Bunları dinleyen cemaatten bir adam dayanamayıp araya girmiş:
"İyi ama Hoca, bu söylediklerinin hepsini senin kızın da yapıyor."
Hoca hiç bozuntuya vermeden cevap vermiş:
"Şimdi Allah var, bizim kıza da yakışıyor."
Kadın kocasına "Tatlım. Mutfaktaki çeşme su damlatıyor. Halledebilir misin?" diye sormuş.
Adam "Ben tesisatçı değilim." diye cevap vermiş.
Kadın bozulmuş ama adamın tavrı genellikle böyle olduğu için bir şey dememiş.
Sabah uyanmışlar.
Kadın "Hayatım, banyo kapısı gıcırdıyor. Bir bakabilir misin?" diye sormuş.
Adam "Ben marangoz değilim." diye cevap vermiş.
Bunun üzerine kadın "Araba yağ damlatıyor. Hiç olmazsa ona bir bakıver." demiş.
Bu sefer de adam "Ben araba tamircisi değilim." diye cevap vermiş.
Adam işe gitmiş.
Akşam eve gelince karısına gününün nasıl geçtiğini sormuş.
Kadın "Çok iyi geçti tatlım." demiş.
"Sen sabah çıkınca komşumuzu elinde alet takımları ile bahçesinde bir şeyleri onarırken gördüm.
Çeşmeyi onarıp onaramayacağını sordum. Hemel gelip iki dakikada halletti. Bunun üzerine kapının gıcırtısından bahsettim. Onu da tamir etti. Bunun üzerine arabanın yağ kaçırdığından bahsettim. Onu da tamir etti. Bu kadar yardım karşılığında kendisi için ne yapabileceğimi sordum. 'Ya bana bir pasta yap veya benimle yat. Başka bir şey istemem.' dedi."
Bunu duyan adam endişeyle sormuş:
"Peki neli pasta yaptın?"
Kadın omuz silkerek cevap vermiş:
"Ne pastası. Ben pastacı değilim."
Evli bir adam kiliseye gider, günah çıkarma kabinine girer ve papaza günah çıkarmaya başlar:
"Karımdan başka bir kadınla neredeyse ilişkim oldu Papaz efendi."
Papaz merakla sorar:
"Nerdeyse derken ne demek istiyorsun?"
"Şeyyyy..." der adam. "Biz biraz öpüştük, biraz da seviştik, sonra da birbirimize sürtündük. Ama sonra ben durdum papaz efendi."
Papaz kararlı bir ses tonuyla konuşur:
"Sürtünmek, içine sokmakla aynı şey.
Bir daha o kadını görmeyeceksin.
Bu kabinden çıkınca da Meryem Ana heykelini selamlayıp bağış kutusuna da 5 dolar atacaksın."
Bunun üzerine adam kabinden çıkar, Meryem Ana heykeli önünde dua eder ve bağış kutusuna doğru yürür.
Kutunun yanında biraz durur ve ondan sonra kapıya doğru yürümeye başlar.
Bu sırada papaz arkasından bağırır:
"Seni gördüm. Bağış kutusuna para atmadın."
Adam cevap verir:
"Evet atmadım. Ama cebimden 50 dolar çıkardım ve kutuya sürttüm. Senin de dediğin gibi sürtmek içine sokmakla aynı şey. Değil mi papaz efendi?"
Newyork'ta trafik polisi bir aracı durdurur.
Aracı süren kadının elinde siyah poşete konmuş bir şişe vardır ve kadın şişeyi kafasına dikip içindekini içmektedir.
Polis sorar:
"Hanımefendi, o şişede ne var?"
Kadın cevap verir:
"Ben dindar bir Hristiyanım. Şişede okunmuş su var. Duayla içiyorum."
Polis buna inanmaz.
Kadının elindeki şişeyi alır ve biraz içer.
Şaşkınlıkla bağırır:
"Ama hanımefendi, şişede şarap var."
Kadın heyecanla ellerini gökyüzüne çevirir ve bağırır:
"Şükürler olsun. İsa Mesih'in mucizesi gerçekleşti."
Bir Amerikan televizyon kanalında eski bir çocuk programı seyrettim.
Barış Manço'nun programındaki gibi adam küçük bir kıza "İncil'de en sevdiğin hikaye hangisi?" diye soruyor.
Kız "İsa Peygamberin (Jesus'un) suyu şaraba çevirdiği hikaye." diyor.
Adam tekrar soruyor:
"Bu büyük bir mucize değil mi?"
Kız:
"Evet." diyor.
Adam:
"Peki, bu hikaye bize neyi anlatıyor?"
Kız cevap veriyor:
"Şarabın biterse, dizlerinin üzerine çök ve ellerini açıp (suyun şaraba dönmesi için) dua etmeye başla."
(Kız olayı epey yanlış anlamış.)
Evlenmeye karar veren bir kız ve erkek, kendi nikahlarına giderken trafik kazasında ölür.
İkisi de sorgudan geçer not alır ve beraberce cennete giderler.
Cennetteki görevli melek bir istekleri olup olmadığını sorunca "Biz dünyada evlenemedik. Bir imam bulun da hiç olmazsa burada dini nikah kıyıp evlenelim." derler.
Melek "Tamam. Bir imam bulup size haber veririm." deyip yanlarından ayrılır.
Ama günler haftalar geçmesine rağmen melek geri gelmez.
Üç ay kadar sonra nihayet melek gelip "Tamam." der.
"Bir imam buldum. Bu akşam sizi evlendirecek."
Kız ve oğlan çok sevinir.
Fakat ilk sevinçleri geçtikten sonra merak edip sorarlar:
"Biz şimdi evleneceğiz ama ya yarın anlaşamayıp boşanmak istersek? Boşanabilir miyiz?"
Melek kaşlarını çatar.
Biraz sessizlikten sonra çifti azarlar:
"Sakın haaaa!
Boşanayım filan demeyin.
Cennette sizi evlendirecek bir imam gelsin diye üç ay araştırdım. Ancak buldum. Avukat bulmak yıllarca sürer."
Bir papaz İstanbul'dan Trabzon'daki kiliseye tayin olur.
Trabzon'a gelir fakat ilk gelişi olduğundan kiliseyi bulamaz.
O sırada sokakta oynayan çocuk Temel'e sorar.
Temel oyunu bırakıp papazı kiliseye kadar götürür.
Tam ayrılacakken papaz "Sağ ol oğlum. Yarın kiliseye gel de sana bu iyiliğin karşılığı olarak cennetin yolunu göstereyim." der.
Temel güler ve "Sen daha kilisenin yolunu bilmiyorsun, cennetin yolunu nereden bileceksin?" der.
Bir papaz ve haham uçakta yan yana oturuyorlarmış.
Uçak kalkıp biraz uçtuktan sonra papaz hahama dönüp sormuş:
"Sizin inancınıza göre domuz yemek hala günah mı?"
Haham cevap vermiş:
"Evet, bu hala bizim inancımızın kurallarından biridir."
Bunun üzerine papaz tekrar sormuş:
"Peki, sen hiç domuz eti yedin mi?"
Haham cevap vermiş:
"Evet... Bir defasında nefsime yenik düştüm ve bir domuz jambonlu sandviç yedim."
Papaz anladığını belirtecek şekilde başını sallamış ve önünde duran kitabı okumaya devam etmiş.
Bir süre sonra bu sefer de haham papaza sormuş:
"Papaz efendi. Sizin mezhebinize göre bekar yaşamak kuralı hala devam ediyor mu?"
Papaz cevap vermiş:
"Evet. Bu kural hala mezhebimizde katı bir şekilde uygulanmaktadır."
Haham tekrar sormuş:
"Papaz efendi... Siz hiç insan etinin (teninin) cazibesine yenik düştünüz mü?"
Papaz cevap vermiş:
"Evet haham efendi. Biz defasında zayıflık gösterdim ve inancıma aykırı davrandım. Bir kadınla beraber oldum."
Bunun üzerine haham, "anladım" der gibi başını sallamış ve 5 dakika kadar sessiz bir şekilde düşündükten sonra:
"Jambonlu sandviç yemekten daha güzel, değil mi?" demiş.
Hoca camide vaaz veriyormuş.
Vaazın bir yerinde; "Sırat köprüsünden geçerken içki içenlerin hepsinin boyunlarında içtikleri içkilerin şişeleri asılı olacak. Ağırlıktan ayakları kayıp cehenneme gidecekler. Ama içki içmeyenler cennete gidecek ve hepsine 40'ar huri verilecek." demiş.
İçkici adamın biri elini kaldırıp imama sormuş:
"Şişeler boş mu, dolu mu olacak?"
Adamı tanıyan ve hiç sevmeyen imam cevap vermiş:
"Bire deyyus. Sen orayı meyhane mi sandın? Ne biçim soru bu?"
Adam da ayağa kalkıp aynı sertlikte karşılık vermiş:
"İmam efendi, ben içkiyi sordum diye kızıyorsun ama sen de herkese 40 huri dağıtıyorsun. Sen orayı kerhane mi sandın?"
Fetö gerici kalkışmasından sonra yapılan soruşturma kapsamında genç bir akademisyene komisyon başkanı sorar:
"Fetö toplantılarına katılmışsın. Doğru mu?"
Adam cevap verir:
"Evet katıldım."
"Nasıl katıldın.?"
"Arif götürdü."
"Arif kim?"
"Yanınızda oturan kişi."
Komisyon başkanı yanındaki adama sorar:
"Arif, bu adamı toplantılara sen mi götürdün?"
Arif cevap verir:
"Evet başkanım. Siz de vardınız. Hep birlikte gitmiştik ya."
"Muhterem cemaat, safları sık tutalım da aramıza şeytan girmesin."
Bunu duyan bir yaşlı amca cevap verir:
"Hoca efendi. Bırak alımda o şerefsiz de iki rekat namaz kılıversin."