27 Kasım 2017 Pazartesi

Al kalemi, kendin yaz.




Uzak bir dağ köyünde ağanın en büyük keyfi kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.

Her yıl karın yağdığı ilk gün hayvanlar dahil kimse dışarı çıkmaz, karın tutup kalınlaşmasını beklermiş.

Kar iyice tutunca da ağa kürkünü giyer, yanına kahyası Haso'yu alır, meydana gelir, sırtını köye döner sorarmış.

''Ula Haso, ahali bakiyir mi?''

Haso ''He ağam, bakıyir.'' deyince ağa çişiyle imzasını atarmış.



''Abdülgaffar Hakimoğlu''

Sonra en sona bir nokta koyup tekrar sorarmış.

''Ula Haso, hala bakıyirler mi?''

Haso cevap verirmiş:

''He ağam, hem bakıyirler, hem de alkışlıyirler.''



Bu tören yıllar boyunca her kar yağışında aynı şekilde tekrarlanmış.

Artık ağa iyice yaşlanmasına rağmen kar yağınca ağa yine meydana çıkmış, köylü de arkasında toplanmış.

Ağa artık adet olduğu şekilde sormuş.

''Ula Haso, ahali baıyir mi?''

''He ağam bakıyir. Kediler, köpekler bile damlara çıkmış seyrediyirler.''

Bunu duyan ağa her zamanki gibi imzasını atmaya başlamış.

Fakat ancak ''Abdül'' yazabilmiş.

Çünkü ağanın prostatı artık iyice büyüdüğünden tıkanmış ve ne yaparsa yapsın işeyemiyormuş.



Ağa bakmış rezil olacak Haso'yu yanına çağırmış.

''Ula Haso, yanımda dur da sanki ben yapıyormuşum gibi çaktırmadan tamamla şu imzayı.''

Haso emir kulu.

Ağanın yanında durmuş, pantolonunun düğmelerini açmış ama tam işeyeceği zaman duraklamış.

Sonra usulce ağanın kulağına eğilmiş.

''Yahu ağam.'' demiş.

''40 yıldır kafama vurdun aptal ettin, ayağıma vurdun topal ettin ama bana okuyup yazmayı öğretmedin. Şimdi kalkmış yaz dıyirsen. Aha kalem burada, al eline kendin yaz.''


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder