Temel, Dursun ve İdris kahvede oturuyorlarmış.
Bir ara kimin daha inatçı olduğu konusu gündeme gelmiş.
Temel başlamış ne kadar inatçı olduğunu anlatmaya:
"Valla, bir gece eve geldim. Hava kar-kış-kıyamet.
Kapıyı çaldım.
Fadime içerden 'Kim o?' diye sordu.
O saatte bizim eve benden başka kim gelir ki?
İnadımdan ses vermedim.
O da ses gelmeyince kapıyı açmadı.
Sabaha kadar kapının önünde durdum."
İdris söze girmiş:
"Yahu Temel, o da inat mı? Asıl sen bendeki inadı gör.
Bir gün dişim ağrıdı ve diş doktoruna gittim.
Doktor hangi dişin ağrıyor diye sordu.
Sen nasıl anlamazsın hangisinin ağrıdığını dedim ve inadımdan söylemedim.
Doktor, hangisinin ağrıdığını bulana kadar sırayla bütün dişlerimi çekti."
Bunu duyan Dursun konuşmaya başlamış:
"Siz bunlara inat mı diyorsunuz?
Ben anlatayım da inat nasıl olurmuş, öğrenin.
Yeni evlenmiştim.
Gerdeğe girdim.
Karım yüz görümlüğü istedi.
Zaten düğünde bir sürü takı takmışım, ne yüz görümlüğü takıcam dedim.
O gün bir ona küstüm.
O gün bu gündür konuşmuyorum.
Bu yüzden daha eli elime değmedi."
Bunu duyan Temel sormuş:
"Yahu İdris, tamam salladın ama bu kadar da sallanmaz.
Madem elin karının eline değmedi, senin üç çocuğun var, onlar nasıl oldu?"
İdris cevap vermiş:
"Valla inanır mısın bilmem ama inadımdan onu da sormadım."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder