Dört karısı olan bir bedevi, gün boyunca çölde develerini otlatıp akşam evine geliyormuş.
Ev dediğim küçük bir su kaynağının başına kurulmuş dört kıl çadır.
Bedevi eve gelince çadırların önündeki çamaşır kurutma ipine bakarmış önce.
Çünkü her biri farklı renkte iç çamaşırı giyen dört karısından o gece onunla yatmak isteyen donunu asarmış bu tele.
Bedevi de dona bakıp doğrudan o çadıra gidermiş.
Bazen hiçbir karısının don asmadığı olurmuş.
O zaman bedevi beşinci çadıra gidip geceyi yalnız başına geçirirmiş.
Yine her zamanki gibi bir akşam üzeri evine gelen bedevi ipe bakınca dona kalmış.
Çünkü dört don asılıymış ipte.
Bedevi yorgun.
Yaşı da ilerlemeye başlamış bir adam.
Dört çadırı aynı gece ziyaret edebilir miyim diye düşünmüş bir süre.
Bir türlü ne yapacağına karar verememiş.
Sonunda kendi donunu çıkarıp diğer dört donun yanına asmış ve gidip beşinci çadıra girmiş.
Karıları bir süre baklamışlar çadırlarında. Herhalde önce diğer çadırlara gitti diye uzun süre beklemişler.
Ama gelmeyince birbirlerini ziyaret edip sormuşlar gelip gelmediğini.
Hiçbirine uğramadığını anlayınca beşinci çadıra gitmişler.
Bedevi yatağa uzanmış yorgun bir şekilde esniyor.
Kadınlar hep bir ağızdan sormuşlar.
"Dördümüz de donumuzu astık ama sen hiçbirimize uğramadın. Anladık yorgunsun ama donunu asmışsın bizim donların yanına. Ne anlama geliyor bu?"
Bedevi esneyerek cevap vermiş:
"Evet, donumu astım ben de sizin gibi. Eğer bu çölde bir gecede dördünüzü de memnun edecek bir babayiğit varsa utanmasın gelsin bana da uğrasın diye."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder